• Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

bir sokak hikayesi

17/12/2007 · Kategori: deneme

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken… çok eskiden yani… daha insanın dünya acemisi olduğu o ilk dönemlerde, utana sıkıla geçtiğimiz bir sokak vardı köyde. O sokakta güzel anneler, güzel çocuklarının saçları tarar, ellerine domates ekmek verir, burunlarını siler, şakayla karışık babalarına söverlerdi. Herkes mutluydu ve tek şikâyet çıkmazdı kimseden. O sokaktan biz utana sıkıla geçerdik. Geçip de nereye giderdik bilmem, hatırlamam. Ama geçerdik o sokaktan mecburen ve sıklıkla.

Aklıma hiç gelmeyen bir şey var mıydı acaba o sokaktan geçerken, o sokak hakkında? Taşlarını mı düşünmedim ben o sokağın, kerpiç duvarlarını, tahta kapılarını mı? Küllük denirdi ya çöplüklere eskiden -ki eskiden sadece kül dökülürdü çöplüklere geri kalan israf yoktu hayatta- yola taşardı külleri sokağın. Biz tam o küllüklerin sınırından yürürdük evlere uzak olmak, daha az utanmak, biraz daha az sıkılmak için. Ayak izlerimiz çıkardı taze dökülmüş küller üstünde. Yok şimdi o küllük o sokak o ayak izleri.

Anneler vardı o sokakta. Onu anlatacağım işte şimdi. Bir giremedim ya konuya. Anneler, öyle canla başla oturmuşlar kapı önlerinde. Ellerinde danteller, ağızlarıda sakız, önlerinde içilip –kalkarken götürmek üzre-  bırakılmış çaydanlıklar, önlerinde oynayan çocuklar ve biz… her kesin bir rolü vardı sokakta. Annenin ve çocuğun. Alamayacağım kendimi ve kendim gibi arkadaşlarımı sokağa biçilmiş rolden. Bizim de bir rolümüz vardı sokakta. Küller üstünde iz bırakıp gitmek gibi bir rol. Var mıydı sizin de böyle bir rolünüz, oldu mu hiç? Hem daha ilginç bir şey söyleyeyim size;  bir çocuğun bir sokak dolusu annesi olur mu? Vardı işte o sokakta. Her çocuk anne bilirdi arkadaşının annesini, anne derdi ismini ekleyip anne kelimesinin başına. Ayşe anne, fatma anne, gül anne…

O sokaktan utanarak geçerdik, önce utanmayı öğrenmiş çocuklar olarak biz. Utanırdık, biri bakınca yüzümüze, birbirleriyle konuştuklarında üstümüze yada benzettiklerinde bizi kendi anne babamıza… Utanırdık. Bazen  annelerden biri seslenir, tandır ketesi, çökelek dürümü falan uzatırdı bize, ellerine değmeden almaya çalışırdık dürümü elimize. Biterdi dürümler bitmezdi sokak. Giderdik, artık hatırlanmaz olmuş bir yerlere, akşamüstü tekrar o sokaktan geçmek üzere.

Bir sokak vardı bizim köyde, geçerdik utana sıkıla.

Bir sokak vardı bizim köyde, yaşardık…

Bir sokak vardı bizim köyde, içi anne dolu… ayşe anne, fatma anne, gül anne.

Bir sokak vardı bizim köyde,  çocuklar geçerdi, başka sokakların çocukları…

Küllüklerde taze ayak izleri…

yaşamak

16/12/2007 · Kategori: deneme

 

 

Yaşamak, umudun hayat merkezine çocuk yaşta bir padişah gibi getirilmesini anımsatır bize. İnanç ve sanatta “ümit ve korku” ancak böyle açıklanır. Yaşamak, bir tuvaldeki keskin kavisleri aynı anda bir dalga kadar hoyrat görmek ama dokunulduğunda bir  su şeffaflığını da hisedebilmek olarak formüle edilmelidir. Yaşam içinde zamanın bize kazandırdığı da işte bu suya dokunabilme fırsatıdır.